Hayat Sigortasında Gizlenen Hastalık İle Ölüm Arasında İlliyet Araştırılmalıdır

Emsal Yargı Kararları
T.C. YARGITAY 
17. Hukuk Dairesi 
Esas: 2015/17399 
Karar: 2018/6932 
Karar Tarihi: 09.07.2018
 
Davacı vekili; davacıların murisi ...'nin ... Konut Finansman A.Ş.'den talepte bulunduğu kredi işlemleri esnasında talep olunan konut sigortasına ek olarak davalı şirkete ait 6210 0000 3484 poliçe no'lu hayat sigortasını yaptırdığını, 25/08/2010 tarihinde de vefat ettiğini, vefat üzerine davalı şirkete müracaat edildiğini ancak 07/12/2010 tarihli yazı ile sigortalının yanlış beyanı ile sağlıklı olmadığı halde sağlıklı olduğunu belirttiği gerekçesi ile tazminat talebinin kabul edilemeyeceğinin bildirildiğini, tazminat ödenmemesinin hayat sigortası genel şartlarına uymadığını, davalı sigorta şirketinin genel şartlara aykırı hareket ettiğini, genel şartlarda davalının savunmasının düzenlenmemesi yanında sağlık durumunun bildirilmesi için müteveffaya fırsat da verilmediğini iddia ederek; 36.000,00.-TL'nin 05/11/2011 tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
 
Davalı vekili; dava dışı ... Konut Finansmanı A.Ş.'nin sigorta poliçesinin asıl ve tek lehtarı olduğunu, lehtar olarak sigorta bedelini tahsil ederek kredi alacağından mahsup etme hakkının bu şirkete ait olduğunu, dolayısıyla davacının aktif dava ehliyetinin olmadığını, bu şirkete davanın ihbar edilmesi gerektiğini, aksi kabul edilse bile rizikonun gerçekleşmesinden sonra ihbar yükümlülüğünü yasal süresi içinde yerine getirilmediğini, genel şartlar b maddesine göre beş gün içinde bildirme yükümlülüğü olduğunu, bu yükümlülüklerin yerine gelmediğini ayrıca hastalığın da gizlendiğini,  sağlıklı  olduğu  yönünde  yazılı  beyanda bulunulduğunu, gizlenmemiş olsa bile hastalığın ortaya çıkmasından itibaren 8 gün içinde bildirilmesi gerektiğini, sigorta hukukuna göre beyan yükümlülüklerinin yerine getirilmediğini, tüm bunlar kabul edilse bile talep edilen miktarın fahiş olduğunu, azami tutarın birinci senede vefat halinde 34.000,00-TL'yle sınırlı olduğunu, faiz başlangıcının yine bildirimi takiben 10 günlük süre nazara alındığında, 05/11/2011 tarihine ilave edilecek 10 günün sonu olduğunu ileri sürerek; davanın reddini savunmuştur.
 
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüne, 16/11/2010 tarihinden itibaren avans faizi ile 34.000,00.-TL'nin davalıdan alınıp davacılara (miras payları oranında) verilmesine,fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davalı vekili  tarafından temyiz edilmiştir.
 
1-Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 
 
Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 15/03/2010-15/03/2015 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 25.08.2010 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir.
 
Poliçenin tanzim edildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nun, sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 1290. maddesi, her ne kadar mal sigortalarına ilişkin bulunmakta ise de, Dairemizin yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. 
 
Gerek TTK'nun 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. 
 
Davalı taraf yargılama boyunca, sigortalıları olan davacılar murisinin, kendisinde mevcut kalp-damar rahatsızlıklarını, poliçe tanzimi sırasında bildiği halde gizlediği için, zararın teminat dışı olduğu savunmasında bulunmuştur. Davacı taraf ise, murisin gizlediği iddia olunan hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığını belirtmiştir.
 
Yargılama sırasında, doktor ve sigorta uzmanı bilirkişiler tarafından davacılar murisinin tüm tıbbi belgeleri incelenerek düzenlenen 04/09/2013 tarihli raporda; ...'nin vefatı öncesinde yaklaşık iki yıldır hipertansiyon ilaçları kullandığını ve bu rahatsızlığın bir sonucu olarak otopsi raporunda da tespit olunduğu üzere kalp damar hastalığına bağlı büyük damarın yırtılması sonucu meydana gelen kanama nedeni ile vefat ettiği, sigortalının beyanda bulunmadığı hastalık ile ölümü arasında nedensellik bağının bulunduğu,buna göre davalı sigorta şirketinin tazminat ödemesinden sorumlu olmadığı görüşünü ortaya koymuşlardır. 
 
02/07/2014 tarihinde 3'lü bilirkişi heyetinden alınan raporda ise; ...'nin ... kayıtlarına göre iki yıldır tansiyon düşürücü ilaçlar kullandığının tespit edildiğini, müteveffanın ani ölümü geliştikten sonra ... ... Grup Başkanlığı'nca yapılan otopsi raporu incelendiğinde perikant içine kanamış özellikle aort valvülleri üst seviyesinde bir cm'lik kanamalı yırtık olduğu, raporun sonuç bölümünde "kişinin ölümünün kendinde mevcut kalp - damar hastalığına bağlı büyük damar yırtılmasından gelişen kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirir rapordur." Biçiminde ibare olduğu, burada kastedilenin kendisinde mevcut hastalık anerizma ve diseksiyon sebeplerinden biri hipertansiyon- olarak anlaşılması gerektiği, Tip 1 aort diseksiyonun ani gelişen hastalık olup hemen cerrahi olarak tedavi edilmesi gerektiği,  hipertansiyonun da bu olayı tetikleyen etkenlerden biri olduğu fakat her hipartansif hastanın doğal seyrinin bu şekilde gitmeyeceği, sonuç olarak ani gelişen ve kısa sürede ölüme götürebilen diseksiyon ve onun sonucunda gelişen yırtılma olayını ...'nin önceden bilebilmesi ve bu hastalık varken sözleşme imzalamasının mümkün olmadığı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiş ve bu rapor hükme esas alınmıştır. 
 
Az yukarıda belirtildiği üzere, son rapor hükme esas alınmış ise de, alınan raporlar arasında çelişki olduğu  gözetildiğinde, dosya ve tüm eklerinin ... Kurumu İhtisas Kuruluna gönderilerek poliçe ile davacı iddia ve davalı tarafın savunması doğrultusunda murisin poliçenin düzenlenmesinden önceki hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve çelişkileri giderecek şekilde tespiti yönünden rapor alınması, ondan sonra varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
 
2-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin bulunan sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
 
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 9.7.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.