Koruma Tedbirleri (Tutuklama) Nedeniyle Tazminat

Makaleler ve Yargıtay Kararları

Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat / Tutuklama Sebebiyle Tazminat / Haksız ve Hukuka Aykırı Arama Nedeniyle Tazminat / Haksız ve Hukuka Aykırı El Koyma Nedeniyle Tazminat / Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat / 

 

 

KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT

            Maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlayan ceza yargılamasında bir suç nedeniyle soruşturmanın yapılabilmesini ve muhakeme sonunda verilen kararın yerine getirilebilmesini sağlamaya dönük olarak yasalarca öngörülmüş olan ve hükümden önce bir takım temel hak ve özgürlüklere kısıtlama getiren geçici tedbirlere koruma tedbirleri denilmektedir.

            Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan ve hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan devlet olmanın ötesinde, aksi durumda sorumluluğunu kabul eden ve bu sorumluluğun gereğini yerine getiren devlet olduğundan, Devlet organlarının, hukuka aykırı eylemleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararları tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Yasama, yürütme ve yargı organlarının hukuka uygun davranması esas olmakla beraber, bazen hukuka aykırı davranmaları ve hukuka aykırı bu eylemleri nedeniyle zarara sebebiyet vermeleri mümkündür. Bu kapsamda, daha çok idarenin eylem ve işlemlerinin ağırlığı söz konusu olsa da, bazen yargı organlarının da suç soruşturması ve kovuşturması sırasında usul kurallarına uymama veya keyfi adli işlemler nedeniyle maddi ve manevi zararlara sebebiyet verdiği  görülmektedir.

            Koruma tedbirleri bazen delilleri korumaya, bazen sanığın muhakeme huzurunda hazır bulunmasını sağlamaya, bazen de hükmün infazını sağlamaya yöneliktir. Bu nedenle koruma tedbirleri, kişinin vücut bütünlüğüne, özgürlüğüne, mülkiyet hakkına ve konut dokunulmazlığına ilişkin olabilmektedir. Nitekim üst araması vücut bütünlüğünü, yakalama ve tutuklama tedbiri özgürlüğü, el koyma tedbiri mülkiyet hakkını, arama tedbiri ise konut dokunulmazlığını ihlal eden koruma tedbirlerinden bazılarıdır.

            Koruma tedbirlerinin insan hakları açısından önemli olması ve ülkemizin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini tanımış bir ülke olması gerçeği karşısında, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi son derece önemli bir konudur. Ülkemizin hem uluslararası alandaki itibarı hem de insan hakları ihlallerinin yaygın olduğu bir ülke olarak anılmaması açısından öncelikle uygulanacak koruma tedbirlerine ilişkin herhangi bir ihlalin olmaması hedeflenmekte; şayet uygulayıcıların tüm hassasiyetlerine rağmen ihlal engellenememişse bu durumda da uygun bir tatmin yolu olarak Devletçe ilgililerin maddi ve manevi zararlarının tazmini büyük önem taşımaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de uygulamada süreklilik arz eden kararlarında tazminata hükmederek, ilgili ülkeyi önlem almaya zorlamaktadır.

            Koruma tedbirleri gerek geçici gerekse henüz ortada bir mahkumiyet hükmü bulunmadan uygulanan tedbirler olduğu için insan hakları ihlalleri açısından en sık karşılaşılan alan olmaktadır. Masumiyet karinesi ile kamu düzeninin sağlanması için belli şüphe altındaki kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanması hususu birbiriyle çatıştığından, koruma tedbiri uygulanan kişilerin, uygulanan tedbir nedeniyle uğradıkları her türlü zararın Devletçe giderilmesi, Anayasa tarafından güvence altına alınmış, buna paralel olarak yasalarımızda da kapsamlı düzenlemeler yapılmıştır.

            Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat, hukukumuza ilk defa ve "haksız ve hukuka aykırı yakalama ve tutuklamalar" ile sınırlı olarak 1961 Anayasası’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne paralel olarak düzenlenen 30. maddesi ile girmiş, yine yalnızca yakalama ve tutuklama tedbirleri nedeniyle tazminat istemini içeren 07.05.1964 tarihli 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun çıkarılmıştır. 1961 Anayasası'nın 30. maddesindeki sınırlı tazminat hakkı 1982 Anayasa'sının 19. maddesiyle de devam ettirilmiş, ancak 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un 4. maddesi ile 1982 Anayasası'nın 19. maddesi değiştirilmiş ve haksız koruma tedbirlerine maruz kalan kişilerin uğradıkları zararın, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödeneceği hüküm altına alınmıştır.

            Yalnızca yakalama ve tutuklama tedbirleri nedeniyle tazminat istemini içeren 07.05.1964 tarihli 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılarak aynı kanunun 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiş ise de, 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca 1 Haziran 2005 tarihinden önce kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere, 466 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edilmiştir.

            5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141 ila 144. maddeleri arasında koruma tedbirleri nedeniyle tazminata ilişkin daha kapsamlı hükümlere yer verilerek; kanuni hakları hatırlatılmadan veya bu haklardan yararlandırılmadan yakalanan veya tutuklanan, kanuna uygun olarak yakalandığı halde hakkında makul süre içerisinde hüküm verilmeyen, haklarında verilen arama kararı ölçüsüz olarak gerçekleştirilen, eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine koşulları oluşmadığı halde el konulan ya da bu eşyaların korunması için gerekli tedbirler alınmadığı için bu eşyaları zarar gören ilgililerin de tazminat yoluna başvurabilmeleri yasal güvence ile sağlanmış, ayrıca 5271 sayılı Yasa'nın 'Olağanüstü Kanun Yolları' başlığı altındaki 308. maddede yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın itirazı, aynı kanunun 309. maddesinde düzenlenen ve yazılı emir de denilen kanun yararına bozma istemi ve yine 323/3 maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi neticesinde beraat eden veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişilerin uğramış oldukları maddi ve manevi zararların da tazmini 141 ve devamı maddeleri ile güvence altına alınmıştır. 

 

I. Tazminatı Gerektiren Haller

            Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde belirtilen hallerin oluşması halinde tazminat istemenin koşulları oluşmakta olup, tazminat nedenlerinin hangi aşamada oluştuğunun önemi bulunmamaktadır. Anılan hükme göre suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a)      Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b)     Kanuni gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan,

c)      Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d)     Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

e)      Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen,

f)       Mahkum olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan (Hapis cezalarından çevrilen para cezalarında tazminat talep edilemez.),

g)      Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hallerde sözle açıklanmayan,

h)     Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,

i)        Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j)       Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k)     Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan

kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebileceği belirtilmiştir.

            Her ne kadar öğretideki hakim görüş ve uygulama (Y.C.G.K. 1998/9-55 E. - 1998/123 K.), koruma tedbirleri nedeniyle tazminat sebeplerinin yukarıdaki haller ile sınırlı olduğu, yorum yoluyla dahi mezkur sebeplerin genişletilmeyeceği yönünde ise de, konumuz davalarının temyiz mercii olan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 04.07.2013 tarih ve 2013/14033 Esas - 2013/18314 Karar ve 02.07.2014 tarih ve 2013/27534 Esas - 2014/16397 Karar sayılı ilamlarında; ilk derece mahkemesi tarafından gerçekleştirilen tahkikat nezdinde davacının tutuklu kalması ve yapılan yargılama sonunda davacı hakkında CMK.nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda açıklanması geri bırakılan hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığından cihetle mahkeme hükmünde belirtilen beş yıllık denetim süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi halinde tutuklu kalınan süreler için tazminat talep edilebileceği önemle belirtmiştir.

 

II. Tazminat İsteme Hakkını Bildirme Yükümlülüğü

            5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141/2. maddesi uyarınca, anı maddenin birinci fıkrasının "e" ve "f" bentlerindeki durumlarda, kararları veren merciilerin ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirmeleri ve bu hususu kararda belirtmeleri gerekmektedir. İlgiliye tazminat hakları bildirilmemiş veya karara tazminat isteyebileceği hususu yazılmamış ise kesinleşmiş karar tebliğ edilse dahi CMK.nın 142. maddesinde öngörülen üç aylık süre işlemeye başlamayacaktır. Böyle bir durumda bir yıl içinde dava açılması kaydıyla üç aylık süre geçirilmiş olsa bile, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.12.2010 tarih ve 2010/6-212 Esas - 2010/263 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere dava süresinde açılmış sayılacaktır.

 

III. Tazminat Taleplerinde Süre

            Tazminat başvurularında süre, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 'Tazminat İsteminin Koşulları' başlığı altında yer alan 142 maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm uyarınca; karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilmektedir.

            CMK.nın 142/1. madde ile tazminat başvurularında süre bakımından kademeli anlayış benimsenmiştir. İlk aşama olan "karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay" ibaresinde kesinleşen hükümlerin ilgiliye tebliğ şartı yer almakta olup, kesinleşen karar veya hükmün sanık müdafine tebliğ edilmesi de tazminat istemi bakımından sürenin başlamasına neden olmaktadır. Hükmün sanık ya da müdafine tefhim edilmesi halinde ise, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.11.2010 tarih ve 2010/1-189 Esas - 2010/237 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, henüz kesinleşme gerçekleşmediğinden süre işlemeye başlamayacaktır. İkinci aşamada ise "her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde" denilmek suretiyle ilgilisine tebliğ şartı aranmaksızın hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık süre öngörülmüştür.  Kanun hükmünde yer alan "üç ay ve 1 yıllık" süreler hak düşürücü olması nedeniyle süresinde açılmayan tazminat davalarının reddine karar verilecektir.

 

IV. Tazminat Taleplerinde Başvuru Mercii

            Tazminat kavramının Borçlar Hukuku ile ilgisi gözetildiğinde, tazminat talepleri hakkında hukuk mahkemesinde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülebilirse de, tazminat talebinin ceza soruşturma veya kovuşturması kapsamında icra edilen bir işleme dayalı olması ve durum değerlendirilmesinin uzmanlık gerektirmesi nedeniyle karar verme yetkisinin ceza mahkemesine olması kanun koyucu tarafından daha uygun görülmüş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 142. maddesinin 2. fıkrasında; "İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır." denilmek suretiyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir.

            Ancak söz konusu hükümde yetkili mahkeme noktasında oldukça sığ bir düzenlenme yapılmıştır. Zira yasada ikametgah şartı kesin bir kural olarak öngörülmüş ise de yabancı ülke vatandaşları ya da ikametgahı yurtdışı olmakla birlikte Türk vatandaşlarının faydalandığı haklardan yararlanan kişiler ile hukukta bimekan olarak tabir edilen kişiler yönünden yetki konusunda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Örneğin, uyuşturucu kuryesi olduğu iddiası ile gözaltına alınan ve tutuklanan bir Nijerya vatandaşı, yargılama sonucunda beraat etmesi halinde zarara uğrayan sıfatı ile tazminat isteminde bulunmak isterse yetkili mahkemenin neresi olacağına dair yasada herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Kanaatimce buradaki sorun, CMK.nın 142/2. maddesinde yer alan genel yetki kuralı yanında haksız tutuklama kararı veren mahkemenin de yargı çevresinin başvuru mercii olarak yetkilendirilmesi durumunda ortadan kalkacaktır.

 

V. Tazminat Davalarında Davacı ve Davalı

            Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası, haksız koruma tedbirine maruz kalan kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu nedenle CMK.nın 141/1. maddesinde sayılan hallerde, zarar gören sıfatıyla üçüncü kişilerin dava açması mümkün değildir. Ancak başvurucunun davasını açtıktan sonra vefat etmesi halinde, CMK.nın 142/6. maddesi uyarınca anılan davanın tazminat hukukunun genel prensipleri çerçevesinde görülecek olması hasebiyle başvurucunun yasal mirasçıları davaya devam edebilecektir. Fakat haksız yakalama veya tutuklama işlemine maruz kalan kişinin ceza yargılamasının soruşturma aşamasında hakkında takipsizlik kararı verilmeden önce ya da hakkında iddianame düzenlenen iddianame mahkemece kabul edildikten sonra ölmesi halinde haksız yakalama veya tutuklama kararına muhatap olan sanığın mirasçıları tazminat talebinde bulunamayacaklardır.

            Her ne kadar tüzel kişiler, gözaltına alınamaz, yakalanamaz veya tutuklanamaz ise de, tüzel kişilere ait eşya veya malvarlığına el konulması, el konulan eşya ve malvarlığının korunmasıyla ilgili gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle tüzel kişilerin zarara uğraması durumunda tüzel kişiler de tazminat talep edebilmektedir.

            Ceza davası, kamu yararına açılan bir dava olduğundan, dava sırasında bir haksızlık yapılmış ve bundan da bir zarar doğmuş ise bu zararı bireyin değil Devletin yüklenmesinin adil bir yaklaşım olacağı ileri sürülmüştür. Nitekim CMK.nın 141. maddesinde, zararın toplum adına Devlet tarafından ödenmesi ilkesi benimsenmiş ve bu kapsamda açılacak davalarda davalının Devlet Hazinesi olacağı ifade edilmiştir. Anayasal anlamda da güvenceye kavuşan bu esas, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurular yönünden de paralellik arz etmektedir.

            Ayrıca CMK.nın 144. maddesine göre; sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hale dönüşenler, genel veya özel af, şikayetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler, kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler, adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar tazminat talep edemezler.

 

VI. Tazminat İstemine İlişkin Dava Dilekçelerinde Bulunması Gereken Unsurlar

            CMK.nın 142/3. maddesine göre; tazminat isteminde bulunan kişi, açık kimlik bilgileri ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğine ilişkin belgeleri dava dilekçesine eklemesi gerekmektedir. Ayrıca yapılan işlemi ve uğranılan zararları gösteren belgeler ile talep edilen maddi ve manevi zarar miktarlarının da dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada yetkili ağır ceza mahkemesinin belirlenmesi açısından başvurucunun ikametgah ilmuhaberi ile maddi ve manevi tazminatın belirlenmesi bakımından maaş ve gelirine ilişkin belgeler mahkemece talep etmektedir. Başvurucu bordrolu olarak çalışan bir kimse ise maaşını gösteren belgeleri mahkemeye sunmalı, maaşı dışında yan gelirleri var ise yoksun kaldığı bu gelirleri de belgelendirmelidir. Herhangi bir maaş ya da geliri olmayan kimseler bakımından tazminatın hesaplanmasında asgari ücret esas alınmaktadır.

            Bununla birlikte dava dilekçesinde istenen tazminat miktarı, gözaltında kalınan günler de dahil edilmek üzere, ilk haksız fiilin gerçekleştiği günden itibaren talep edilmelidir. Eğer gözaltı tarihi yerine tutuklama tarihinden itibaren tazminat talep edilmesi halinde mahkemece talebe bağlı kalınarak, ilk haksız hareketin gerçekleştiği tarih değil, dava dilekçesinde talep edilen tarih dikkate alınacaktır.

            Keza 4709 sayılı Yasa ile haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselerin bu yüzden uğrayacakları her türlü zararların Devletçe tazmin edilmesine olanak sağlayan Anayasa'nın 19. maddesinin son fıkrasında değişiklik yapılarak, bu kişilerin zararlarının "...kanuna göre, Devletçe ödeneceği" şeklindeki hükmün kaldırılıp, zararın "...tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödeneceği" yolunda yeni bir hüküm getirilmesi ve anayasal normun değişiklikten önceki ve sonraki biçimlerinde faize hükmedilmesini yasaklayıcı bir kural bulunmaması, ayrıca öğreti ve yargısal içtihatlarda da, sorumluluk hukukunda faizin zarar kapsamına dahil olduğunun, zararın ayrılmaz öğesini oluşturduğunun ve istem halinde zararı doğuran fiil ya da işlem gününden başlayarak faizin hükme bağlanmasının zorunlu bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, haksız tutuklama ve yakalama tazminatına istem halinde yasal faiz yürütülmesinin önü açılmıştır. Şayet haksız tutuklamadan doğan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemini içeren dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmamış ise, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 09.06.2009 tarih ve 2007/8967 Esas - 2009/6862 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sonradan 'ıslah' suretiyle bu hususta sözlü veya yazılı talepte bulunulması mümkündür.

            CMK.nın 143/3. maddesinde belirtilen ve dava dilekçesinde bulunması gereken hususların eksikliği halinde, aynı yasanın 143/4. maddesi uyarınca mahkeme, dava dilekçesinde var olan eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi takdirde istemin reddedilebileceğini ilgiliye bildirmektedir. Mahkemece öngörülen sürede eksikliği tamamlanmayan dilekçe, mahkeme tarafından itiraz yolu açık olmak üzere reddedilmektedir.

 

VII. Tazminat Davalarında Yargılama Usulü

            Dosya üzerinde yapılan incelemeden sonra dilekçenin usulüne uygun olduğu ve ihtiva etmesi gereken bilgi ve belgelerin tamam olduğunun anlaşılması halinde, CMK.nın 142/5. maddesi gereğince mahkeme, dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini Devlet Hazinesi'nin yargı çevresi içindeki temsilcisine tebliğ etmektedir. Devlet Hazinesi, dava dilekçesine karşı beyan ve itirazlarını yazılı olmak kaydıyla on beş gün içinde mahkemeye sunmak zorundadır.

            Mahkeme, CMK.nın 142/6. maddesi uyarınca talebin veya talebe dayanak olan belgelerin değerlendirilmesi ve verilecek tazminat tutarının belirlenmesi için gerekli her türlü araştırmayı yapmaya yetkilidir. Mahkeme, bunu heyet olarak yapabileceği gibi, hakimlerden biri aracılığıyla da yaptırabilir. Hakimlerden birinin  görevlendirilmesi, bir üyenin naip olarak tayin edilmesi anlamı taşımaktadır.

            Mahkeme heyeti ya da naip hakimin yapacağı ilk iş, davanın süresi içinde açılıp açılmadığını denetlemektir. Süre yönünden yapılacak değerlendirme, esas itibariyle davanın kabule şayan olup olmadığının değerlendirilmesi anlamı taşıdığından bu aşamada İddia Makamı'nın görüşünün alınmasına gerek yoktur. Zira davanın süre yönünden kabule şayan bulunmasından sonra dava hakkında Cumhuriyet Savcısı'nın görüşü alınacağından, İddia Makamı süre açısından da görüş açıklama imkanı bulabilecektir.

            Tazminat talebi, her durumda kovuşturma veya soruşturma dosyasındaki bir işleme dayandığından dava ile ilgili delillerin toplanması kapsamında öncelikle soruşturma ve kovuşturma dosyasının celp edilmesi gerekir.

            Sadece manevi tazminat talebi ile açılan davalarda bilirkişi incelemesine gerek bulunmamakla birlikte özellikle maddi tazminat talep edilen davalarda, zarar tutarının tespiti bilirkişi incelemesini gerektirir.

            Mahkeme heyeti veya naip hakim, dava ile araştırma ve incelemelerini tamamladıktan sonra dosyayı, görüş için savcılığa gönderir. Savcılık görüşünü yazılı olarak bildirir. Görüş bildirmek için kanunda bir süre öngörülmemiştir. Savcının görüşü, mütalaa niteliğinde olup bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ayrıca mahkemece hükmolunacak tazminat, şahsi hakka ilişkin olduğundan, hükmün Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf ya da temyiz edilmesi mümkün değildir.

            Hüküm için yapılması gereken araştırma tamamlandıktan sonra mahkeme, kararını verir. Karar, duruşmalı olarak verilmelidir. İhtaratlı çağrı kağıdına rağmen istemde bulunan vekili ya da hazine temsilcisinin gelmemesi durumunda mahkeme yokluklarında karar verecektir.

            Mahkeme, tazminatı gerektiren bir durum bulunmadığına kanaat getirmesi halinde davanın reddine karar verecektir. Tazminat talebinin hukuka uygun ve haklı olduğuna kanaat getirmesi halinde ise davanın kabulüne karar verecektir. Kabul kararı, tümden olabileceği gibi kısmen de olabilir. Ayrıca mahkeme yetkisizlik kararı da verebilir. Bu durumda dosyayı, yetkili saydığı ağır ceza mahkemesine gönderir. Ancak mahkeme bu aşamada davanın kabule şayan olmadığına karar veremeyeceği gibi, davayı süre yönünden de reddedemez.

            Hazine vekili lehine avukatlık ücretinin hükmedilebilmesi için, davanın tamamen reddedilmiş olması gerekmektedir; davası kısmen reddedilen davacılar, vekalet ücretinden sorumlu tutulmayacaktır.

            Başvurunun maddi ve manevi tazminat yönünden kısmen kabul veya tamamen kabulü halinde, başvurucu vekili lehine hükmedilecek vekalet ücreti Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin ikinci kısım ikinci bölümünde yer alan ağır ceza mahkemeleri için belirlenmiş olan ücretin altında olamayacaktır.

            Bununla birlikte 02.01.2017 tarihli ve 29936 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14. maddesinin 3. fıkrasında; "4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemeleri'ne yapılan başvurularda, Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret ikinci kısmın ikinci bölümünün onikinci sıra numarasındaki ücretten az olamaz." denilmek suretiyle hükmedilecek vekalet ücretinin maktu değil, nispi vekalet ücreti olacağı belirtilmiş olup (Y.C.G.K. 2005/1-88 E. - 2005/98 K.), nispi vekalet ücretinin tespiti açısından, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin üçüncü kısmında yer alan oranlar dikkate alınacaktır.

 

VIII. Tazminatın Rücu Edilmesi

            6545 sayılı  Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 103. maddesi gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 143. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak, aynı yasanın 70. maddesi uyarınca CMK.nın 141. maddesine "Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hakimler ve Cumhuriyet Savcılarına bir yıl içinde rücu eder." hükmü eklenmiştir. Ancak mezkur hüküm gereğince Devletin, ödediği tazminattan dolayı kusurlu bulunan kamu görevlisine rücu edebilmesi için, tazminatın ödenmiş ve kamu görevlisinin koruma tedbirleriyle ilgili görevini kötüye kullandığının, görevinin gereklerine aykırı davrandığının (TCK m. 257) kesinleşmiş mahkumiyet kararı ile tespit edilmiş olması şartını aramıştır.

            Ayrıca CMK.nın 143/3. maddesine göre, iftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ve tutuklama halinde; Devlet, iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye hükmolunan tazminatı rücu edebilecektir. Ancak yalan tanıklık yapana ve iftira atana rücu halinde, kimin bunu talep edeceği kanunda açıkça düzenlenmediğinden, bu halde de aynı usulün takip edilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

 

VIII. Tazminatın Geri Alınması

            Ödenen tazminatın geri alınması, tüm tazminat nedenleri için söz konusu değildir. CMK.nın 143/1. maddesine göre, yalnızca kendisine tazminat ödenen kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar sonradan kaldırılarak kamu davası açılması ve mahkum olması veya yargılamanın aleyhe yenilenmesi ile beraat kararının kaldırılıp mahkumiyet kararı verilmesi halinde ödenen tazminat geri alınır. Ancak ödenen tazminatın tamamı geri alınmaz, sadece ödenen tazminatın mahkumiyet süresine ilişkin kısmı geri alınmaktadır. Tazminatı geri alınması, Cumhuriyet Savcısı tarafından yazılı olarak, tazminat kararını veren mahkemeden istenir. Ödenen tazminat kamu alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri uyarınca geri alınmaktadır. Mahkemenin verdiği iade kararına itiraz edilebilmektedir.

 

Hakan KILIÇ

Web sitemizde yer alan bu ve benzeri bilgiler öneri, tavsiye veya hukuki mütalaa değildir. Yazarımız veya büromuz bu sitede yer alan çözümlere, bilgilere, metinlere veya yayınlara dayanılmasından, kullanılmasından hareketle zarara uğranmasından dolayı sorumluluk kabul etmez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sakarya Avukat / Sakarya Ceza Avukatı / Sakarya Tutuklama Tazminat