Mirasçı Olmayan Kişilere Karşı Pay Oranında Açılabilecek Davalar

Emsal Yargı Kararları
T.C. YARGITAY 
1. Hukuk Dairesi 
Esas: 2020/428 
Karar: 2021/5115 
Karar Tarihi: 05.10.2021
 
Taraflar arasında görülen tapu  iptali ve  tescil, bedel davası sonunda, yerel mahkemece   davalı ... ve ...’ya yönelik açılan davalar tefrik edilerek, çekişmeli ... ada ... parsel sayılı taşınmaz bakımından davalı ... yönünden iddianın ispat edilemediği, davalı ... yönünden ise husumet yokluğundan davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacıların istinaf başvuruları, ... Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesi tarafından, mirasbırakana teb’an vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla üçüncü kişilere açılan miras payı oranında tapu iptali ve tescil istekli davaların dinlenilmesi mümkün olmadığından davanın reddi bu gerekçe ve sonucu itibarıyla doğru görüldüğünden esastan reddine  ilişkin olarak verilen karar,  davacı ...  tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 05.10.2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asil davacı ... ile  temyiz edilen davalı  ...  vekili Avukat ... geldiler,  davetiye  tebliğine  rağmen  temyiz  edilen  davalı  ...  vekili  Avukat  ve  diğerleri gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
 
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis  istemine  ilişkindir.
 
Davacılar, mirasbırakanları ...’in yaşlılığı nedeniyle davalı oğlu ...’yı vekil tayin ettiği, vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak dokuz parça taşınmazı davalı ...’ya, onun da diğer davalılara devrettiğini, temliklerin gerçekte mirastan mal kaçırma amaçlı olarak yapıldığını ileri sürerek miras payları oranında tapu iptali ve tescil olmazsa bedel istemişlerdir. 
 
Davalı ... husumet itirazında bulunmuş, davalı ... taşınmazı bedel karşılığında satın aldığını ve muvazaa iddiasının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar;  davalı ... ve ... yargılama sırasında davayı kabul etmişlerdir. 
 
İlk Derece Mahkemesince, davalı ... ve ...’ya yönelik açılan davalar tefrik edilmiş, çekişmeli ... ada ... parsel sayılı taşınmaz bakımından davalı ... yönünden iddianın ispat edilemediği, davalı ... yönünden ise husumet yokluğundan davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacıların istinaf başvuruları, ... Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesi tarafından, mirasbırakana teb’an vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla üçüncü kişilere açılan miras payı oranında tapu iptali ve tescil istekli davaların dinlenilmesi mümkün olmadığından davanın reddi bu gerekçe ve sonucu itibarıyla doğru görüldüğünden esastan reddedilmiştir.
 
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...’in ... 1.Noterliğinin 21.04.1998 tarih 4089 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile çekişmeli ... ada ... parsel sayılı taşınmazın da dahil olduğu on parça taşınmazını dilediğine dilediği bedelle satmak üzere davacı oğlu ... ve davalı oğlu ...’yı ayrı ayrı vekil tayin ettiği, vekil ...’nın 14.09.1998 tarihinde ... ada ... parsel sayılı taşınmazı 170.000,00 TL bedelle davalı ...’ya, onun da 08.08.2001 tarihinde 120.000,00 TL bedelle davalı ...’ye devrettiği,  mirasbırakan 1915 doğumlu ...’in 24.06.2000 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı oğlu, Mikdat, davalı oğlu ..., dava dışı çocukları ..., ..., ..., ... ile kendisinden evvel ölen oğlu ...’tan olma torunları davacı ... ve dava dışı ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in kaldıkları, davacı ...’ın yargılama sırasında ölümü üzerine mirasçılarından ..., ..., ... ve ...’in vekil aracılığıyla davaya devam ettikleri, adres kayıt sisteminden  yurt dışında yaşadığı anlaşılan mirasçı ...’ın ise vekaletname sunmadığı, davanın 21.11.2014 tarihinde açıldığı, davalı ... ve ...’nın bizzat 02.11.2015 tarihinde davayı kabul ettikleri, anılan davalılara temlik edilen taşınmazlar yönünden açılan davaların tefrik edildiği, eldeki davanın ... ada ... parsel sayılı taşınmaz yönünden devam ettiği anlaşılmaktadır.
 
Hemen belirtmek gerekir ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1–152, 1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir. Ayrıca, olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelemeyi tespit ederek uygulanacak kanun hükmünü bulup tatbik etmek hakime aittir.
 
Eldeki davada, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
 
Mirasbırakanın ölüm tarihine göre terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu ve dava dışı başkaca mirasçılarının bulunduğu kayden sabittir.  Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve elatmanın önlenmesi gibi davaların dışında ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması vs gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları>, ayrıca, mirasçılardan bir tanesinin terekeye iade şeklinde açması halinde  de tüm mirasçıların davada muvafakatlerinin sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği ( TMK. 640. Md. ) tartışmasızdır.
 
Türk Medeni Kanununun 701. maddesi uyarınca isteğin niteliğine göre pay oranında dava açılmasına olanak yoktur. Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 702/4.maddesinin de  olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
 
O halde, murise teb’an vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla miras payı oranında açılan tapu iptali ve tescil istekli eldeki davanın dinlenme olanağı bulunmadığından, anılan hukuki sebep yönünden davanın reddi doğrudur.
 
Davacı ...’ın muris muvazaası hukuksal nedenine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
 
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.               
 
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay  sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.  
 
Hemen belirtmek gerekir ki;  bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
 
Öte yandan,  hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. 
 
Tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 
 
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın  genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı'' ilkeleri 08.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme  Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.  
 
Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılan davalarda temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığı muris tarafından yapılan ilk temlike ilişkin olarak değerlendirilir. Ne var ki, mahkemece muris muvazaası hukuksal nedenine ilişkin bir inceleme ve araştırma yapıldığını söylemek mümkün değildir.
 
Hal böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak mirasbırakan tarafından vekil aracılığıyla gerçekleştirilen ilk temlikin mal kaçırma amaçlı olup olmadığının tespiti, mirasbırakanın gerçek iradesi kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra muvazaanın varlığının sabit görülmesi halinde davalı ...’nin iyi niyetli olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi ayrıca davacı ... mirasçısı ... yönünden taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru görülmemiştir. 
 
Davacı ...’ın değinilen yön itibarıyla  yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371/1-a maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin kararının ortadan kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK'nın 371/1-a maddesi uyarınca  bozulmasına, dosyanın kararı veren ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesine kararın bir örneğinin ... Bölge Adliyesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine,  alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,  05/10/2021 tarihinde kesin  olmak  üzere oybirliğiyle karar  verildi.