Yargı Kararları

Emsal Yargı Kararları

Noterlerin Yaptığı İşlemlerde Kusursuz Sorumluluğu Vardır

T.C. YARGITAY 

3. Hukuk Dairesi 

Esas: 2020/2002 

Karar: 2020/5494 

Karar Tarihi: 07.10.2020

Davacı; internet sitesinden 21/04/2015 tarihinde araç satın almaya karar verdiğini, kendisini Ahmet Kılınç olarak tanıtan ve kayıtlarda da araç sahibi olarak görünen...isimli şahısla birlikte davalı noterlikte yapılan 24/04/2015 tarih ve 04293 yevmiye numaralı işlemle 41.000,00 TL karşılığı aracın satışının gerçekleştiğini; sonradan, aracı kendisine satan kişilerin, aracı kiralamak ve plakasını değiştirmek suretiyle başkasına ait dava konusu aracı sattıklarını anladığını; davalı noterin gereken dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle sorumlu olduğunu, zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile  şimdilik 41.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep ve dava  etmiştir.

Davalı; kendisine sunulan belgeler üzerinde satış için bir sorun görünmediğini, bunun üzerine satış işleminin gerçekleştiğini, sunulan kimlik belgesinin iğfal kabiliyetine haiz olduğunu, davacının  araç satışı işleminde gerekli özeni göstermediğini, araç plakasının sahte olduğunun basit bir emniyet araştırması ile tespit  edilebileceğini, davacının  aracı satın alırken normal bir muayene ile araç üzerindeki motor ve şasi numarası ile ruhsattaki numaraları karşılaştırabileceğini ve farklılık olduğunun görüleceğini; bu nedenlerle, davacı alıcının da olayda ağır kusurunun bulunduğunu belirterek; haksız açılan davanın reddini istemiştir. 

İlk Derece Mahkemesince; noterlerin kullandığı sistemde herhangi bir fotoğrafı görme imkanına ve nüfus cüzdanını tanzim eden ve imzalayan yetkililerin isim bilgilerine ulaşma imkanına sahip olmadıkları, sahte kimliğin başka bir noterlikte kullanılması nedeniyle iğfal kabiliyetine haiz olduğu, davacının kaporta ustası olduğundan gerekli dikkati göstermediği, bu nedenlerle dava dışı haksız zilyedin ve davacının ağır kusuru nedeniyle davalının 1512 Sayılı Kanun'un 162. Maddesi'nde öngörülen kusursuz sorumluluğunun ortadan kalktığı ve illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 

Bölge Adliye Mahkemesince; kullanılan belgenin iğfal kabiliyetinin bulunduğu,  kaporta ustası olduğu dosyadaki bilgilerden anlaşılan davacının, basit bir muayene ya da kontrol sonucu, satın aldığı araç üzerindeki motor ve şasi numarası ile ruhsatta yer alan motor ve şasi numarasının farklı olduğunu anlayabilmesinin mümkün olduğu, ya da emniyet araştırması sonucu satın aldığı aracın plakasının sahte olduğunu tespit edebilecek durumda bulunduğu anlaşılan davacının da olayda ağır kusurunun olduğu,  zarar gören davacı ile 3. kişinin ağır kusuru (notere ibraz edilen belgenin iğfal kabiliyetine haiz olması) nedeni ile zarar ve eylem arasındaki illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; Noterlik Kanunu'nun 162.maddesine dayalı noterin kusursuz sorumluluğuna ilişkin tazminat davasıdır.

Noterlik Kanunu’nun 1. maddesinde; noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin, yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluktur.

Noterler, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmîleştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır. 

Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra İflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin  uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır.

Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmış olup; stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları, noterin, ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.

Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple, noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı, yalnızca, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre, noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak, gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.

Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukukî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade, daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır. 

Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani, özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı, zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Zira; noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.

Noterin, ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.

Belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak, detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâller “somut sorumluluk nedenleri” olup, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebepleri, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Öte yandan; Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." 

Somut olayda; dava dışı üçüncü kişinin kimlik bilgileri kullanılarak sahte kimlik düzenlendiği, bahse konu sahte kimlik esas alınarak davaya konu araç satışının gerçekleştirildiği, noter işlemi sırasında kullanılan sahte nüfus cüzdan suretinin aslı temin edilemediğinden, sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılamadığı anlaşılmaktadır. Davalı noterin sorumluluğu, Noterlik Kanunu'nun 162. maddesine dayalı kusursuz sorumluluk olup, oluşan zarar ile davalı noter işlemi arasında uygun illiyet bağının kurulduğunun kabulü gerekir. Davalı noterin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde nedensellik bağının kesildiğini ispat külfeti ise, davalı notere düşmektedir. 

Davacının kaporta ustası olduğu dikkate alındığında; satıcı ve araç hakkında yeterli araştırma yapmaması ve satışa esas olan belgeler ile satıma konu aracın şase numarasını satış işlemi öncesinde incelememesi, noterde satış işlemi yapılmadan önce  kendisinden beklenen özeni gösterip olaya uygun bir araştırma yapmaması -bu tür kontrolleri mesleği gereği rutin olarak yapması gereken- davacının bölüşük ( müterafik )  kusurunun varlığını göstermektedir. Dava konusu olayda, davacıya yüklenen kusur müterafik kusur seviyesinde olduğundan ağır kusuru olduğu belirtilerek illiyet bağının kesildiğinin kabul edilmesi doğru görülmemiştir.  

O halde, İlk derece mahkemesince; aslı temin edilemeyen, bu nedenle iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilemeyen sahte nüfus cüzdanına istinaden, söz konusu araç satış işleminin yapıldığı, davalı noterin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, illiyet bağının kesildiğinin davalı noter tarafından ispat edilemediği dikkate alınarak ve  davacının bölüşük ( müterafik)  kusurunun da varlığı kabul edilerek, davalı noterin sorumlu olduğu tazminat miktarından uygun bir indirim yapılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin  Bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca, İlk derece mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 07/10/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.