Sakarya Avukat & Sakarya Barosu Avukatları
TBK 347 Maddesine Göre 10 Yıl Uzama Süresi Hesabı
Ekim 16, 2023
Sakarya Avukat & Sakarya Barosu Avukatları
Davacının Taşınmazdaki Küçük Bir Bölümü Kullanılması Durumu/El Atmanın Önlenmesi
Ekim 16, 2023

Yargı Kararları

Emsal Yargı Kararları

Vekil Hesap Vermeden Vekalet İlişkisinden Kaynaklı Zamanaşımı İşlemez

T.C. YARGITAY 

13. Hukuk Dairesi 

Esas: 2015/32972 

Karar: 2017/13007 

Karar Tarihi: 21.12.2017

Davacı, kardeşleri ile birlikte murisleri olan anne ve babasından kalan malların intikali için davalılara vekalet verdiğini, kardeşlerinin de davalılara vekalet verdiğini, verilen vekaletname alınırken miras mallarının intikali için verileceği belirtilmesine rağmen vekaletnamenin intikal ve gayrimenkul satışı konusunda da yetki içerir şekilde düzenlendiğini, …’da yaşadığı için tapu işlemlerinden haberdar olmadığını, 2012 yılında yurda geldiğinde … ili Bağlık mahallesi 531 ada 2 parselde bulunan gayrimenkuldeki hissesinin davalılar tarafından taşınmazda hissedar olan kardeşleri …, ve … adına temlik edildiğini, … İlçesi … Mahallesi 258 ada 87 parselde bulunan dairenin de davalılardan … tarafından  … satılmış olduğunu öğrendiğini, davalıları 01.08.2012 tarihinde azlettiğini, bu taşınmazların satışıyla ilgili herhangi bir talebinin olmadığı, yapılan satışla ilgili kendisine düşen hisse bedellerinin verilmediğini belirterek dava konusu yapılan gayrimenkullerin bedellerinin bilirkişi tarafından tespit edilmesini ve şimdilik 100.000,00 TL lik bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. 

Davalılar, ayrı ayrı husumet ve zamanaşımı def’inde bulunmuş, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, Davalı … hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, Davalı … hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. 

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, vekâlet sözleşmesine dayanılarak yapılan taşınmaz satışından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davacının, davalılara 26.08.2004 tarihinde dava konusu taşınmazdaki kendi hissesine düşen payı satması için vekaletname verdiği, davalılardan …’ın da dava konusu taşınmazlardaki davacının payına düşen paylı mülkiyete konu hisselerini vekâleten 12.10.2004 ve 14.10.2004 tarihinde dava dışı üçüncü kişiye sattığı sabittir. 

Vekâlet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında, vekilin hesap verme borcu gelmektedir. Vekil, yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya mecburdur. Vekilin hesap verme borcu, vekâlet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekâlet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.) Somut olayda, vekil sıfatıyla hareket eden davalının hesap verme borcunu yerine getirdiğine ilişkin dosya arasında herhangi bir belge de bulunmamaktadır. Hal böyle olunca zamanaşımının dolduğundan bahsedilemez. Dava süresinde açılmış olup işin esası incelenerek taraf delillerinin toplanıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken … yönünden davanın zamanaşımından reddine hüküm kurulması bozmayı gerektirir.

Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına bozulmasına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 

13. Hukuk Dairesi 

Esas: 2016/17416 

Karar: 2018/655 

Karar Tarihi: 25.01.2018

Davacı, davalı ile ortak hisseli taşınmazları bulunduğunu, bu taşınmazın satım yetkisini de içeren vekalet verdiğini, davalının aldığı vekalette tevkil yetkisinin de bulunduğunu, bu yetkiye dayanarak dava dışı …’yu vekil tayin ettiğini, bu kişininde taşınmazı 2006 yılında satmasına rağmen kendisine haber verilmediğini, durumu 2012 yılında bir aile sohbeti esnasında öğrendiğini, bu nedenle vekilin hesap verme yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 150.000,00 TL’nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca satışı yapanın başkası olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, vekaletin kötüye kullanılması nedenine dayalı alacak talebine ilişkindir. Davacı, verdiği vekalete istinaden taşınmazın bilgisi dışında satılmasına rağmen bedelin ödenmediğini iddia etmiş, davalı ise vekalete ilişkin davaların 5 yıl içinde açılması gerektiğini, satış tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolduğunu savunmuştur. Mahkemece, tapu sicilinin aleni olduğu, vekil edenin denetim görevini yerine getirmediği, alacağın satış tarihi itibariyle muaccel hale geldiği, bu tarihten itibaren 5 yıllık sürenin dava açılmadan önce dolduğu  gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İleri sürülüş şekli ve dayanılan olgular çerçevesinde, davalının bu davadaki alacak isteminin, vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal nedenine dayandırıldığı açıktır. Gerçekten de vekil, vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. (B.K. md. 390/2) Başka bir ifade ile, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. (B.K.md. 392/1) Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler evleviyetle dahildir. 

Vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Vekilin aldıklarını geri verme borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)Somut olayda, davalı vekil hesap verme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediğinden zamanaşımının başlangıcının davalının öğrenme  tarihi olarak kabul etmek gerekir. Bu durumda, davanın açıldığı tarih itibariyle yeni T.B.K. 147/5.maddelerindeki 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına bozulmasına, 1630,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 

13. Hukuk Dairesi 

Esas: 2014/19973 

Karar: 2015/26636 

Karar Tarihi: 09.09.2015

Davacı, hissedarı olduğu taşınmaz üzerinde inşaat yapılması kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanması, işlemlerin takibi ve taşınmazların satışı için davalıya 10.05.2000 ve 30.06.2004 tarihlerinde vekaletname verdiğini, davalı tarafından vekil olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığını, 21.03.2013 tarihinde inşaatı yapan Kooperatife sözleşme gereğince dairelerin teslimi yönünde ihtarname gönderdiğini, dava dışı Kooperatifin 27.03.2013 tarihli cevabi ihtarname ile vekili olan davalı tarafından kendisine düşen 2 dairenin 25.11.2007 tarihinde satıldığının bildirilmesi üzerine davalıya 08.04.2013 tarihinde kendisine düşen dairelerin teslimi ya da rayiç bedellerinin ödenmesi hususunda gönderdiği ihtarnameye karşılık davalı tarafından 19.04.2013 tarihinde dairelerin bizzat kendisi tarafından 120.000.00.TL karşılığında kendisine satıldığını ve bu hususta 2004 yılında taşınmaz satış yetkisini içerir vekaletin verildiği yönünde cevap verildiğini, davalıya bu taşınmazları önceden kendisinin satmadığını, davalı vekilinin de sattığını belirttiği dairelerin satışından haberdar olmadığını ve satılan taşınmazların bedelinin de kendisine ödenmediğini ileri sürerek öncelikle kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kendi hissesine düşen bağımsız bölümlerin kendisine iadesine bunun mümkün olmaması halinde bağımsız bölümlerin rayiç bedelinin tespiti ile bedellerinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

Davalı, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının kendisine daireleri 2004 yılında sattığını ve akabinde de satış yetkisini içerir vekaletname verdiğini, davacıdan satın aldığı daireleri de 27.11.2007 tarihinde dava dışı üçüncü kişilere tapudan devrettiğini savunarak öncelikle zamanaşımı yönünden ve esastan davanın reddini dilemiştir. 

Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Her ne kadar Mahkemece, davalı vekil ile dava dışı Kooperatif arasında düzenleme şeklindeki ek sözleşme ile dava konusu dairelerin 1.07.2006 tarihinde verileceği kararlaştırıldığından alacağın bu tarihte muaccel olacağı ayrıca bu dairelerin dava dışı üçüncü kişilere 30.06.2004 tarihinde verilen vekalete istinaden davalı tarafından davacı adına 25.11.2007 tarihinde satıldığının tapu kaydının aleni olması nedeniyle öğrenileceğinden en geç bu tarihten itibaren dava tarihi olan 30.05.2013 tarihine kadar TBK.’ nun 147. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden dolayı davanın reddine karar verilmiş ise de; İleri sürülüş şekli ve dayanılan olgular çerçevesinde, davacının bu davadaki alacak isteminin, vekalet görevinin kötüye kullanılması, özellikle de, vekilin özen ve sadakatle iş görme ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranılması hukuksal nedenine dayandırıldığı çok açıktır. Gerçekten de vekil, vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. (Türk Borçlar Kanunu madde 506/2., mülga B.K. md. 390/2) Eş söyleyişle, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. (TBK. md.508., mülga B.K.md. 392/1) Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler evleviyetle dahildir. Vekilin müvekkili adına satıp tahsil ettiği parayı müvekkiline verme borcunda, yaptığı işten dolayı müvekkiline hesap verme zorunluluğunu yerine getirmedikçe 5 yıllık zamanaşımı süresi işlemez. Bir başka deyişle zamanaşımı vekilin hesap vermesi ile başlar. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde vekilin, müvekkile karşı, onun bu yüzden uğradığı zararı tazmin yükümlülüğünün ortaya çıkacağı da çok açıktır. Bu ilke ve kurallar altında somut olaya bakıldığında davalı vekilin 25.11.2007 tarihinde dava konusu taşınmazları dava dışı üçüncü kişiye tapuda resmi yolla satmış ve bedelini de almıştır. Davacı tarafından 08.04.2013 tarihinde kendisine düşen dairelerin teslimi ya da rayiç bedellerinin ödenmesi hususunda gönderilen ihtarnameye karşılık davalı tarafından 19.04.2013 tarihinde verilen cevabi ihtarnameye kadar davalı vekil hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden dava tarihi de dikkate alınarak zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. O halde mahkemece, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına bozulmasına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/09/2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.